YAZI DİZİSİ-2
ÜÇHÜYÜK KÖYÜNDE DÜĞÜN BAYRAM VE HIDIRELLEZ KÜLTÜR ETKİNLİKLERİ,
DÜĞÜN ETKİNLİKLERİN YAPILMASI
Köyde evlenme düğünleri ileriden beri dört gün sürmektedir. Genelde düğünler hafta sonunda yapıldığına göre Cuma günü başlar Pazartesi günü sona erer. Düğünlerde köy halkının tamamına yemek verildiği için yemek kazanları dört gün ocaktan inmez, sofralar devam eder.
Özetle;
1- Cuma günü Sandık gitme günüdür: Cuma günü sabahleyin et yemeği için hazırlanan sığır hayvanı kesimi yapılır. Gelin için alınan sandık bir kısım eşya ile ve kız evinin vereceği yemeği karşılamak üzere et, pilavlık bulgur, helva gibi erzaklar çalgıcılar eşliğinde kız evine merasimle götürülüp teslim edilir. Düğünde Başlamıştır.
2- Cumartesi Kına günüdür: Cumartesi günü yemekler tamamen pişirildiği için öğleye kadar köyün bütün erkekleri oğlan evinde yemeklerini yerler. Öğleden sonrada köyün bütün kadınları ve çocukları yemeklerini yerler. Oğlan evi tarafından kadınlar topluca kız evine giderek orada çalar oynar ve eğlenirler, sonunda gelin adayının eline kına yakılır. Akşamda oğlan evinde erkekler açık havada çalar oynar ve eğlenirler. Damadın yeni elbisesinin giydirilme işlemi de bir kısım davetli huzurunda ve İmam önderliğinde bu akşam yapılır ve eğlence sonunda damada ve sağdıçlarına kına yakılır. Kadınların kendi aralarında olan oynama ve eğlenmeleri geçmişte çok sıkı koruma altında olup, Özellikle bekâr erkeklerin kızları oynarken görmeleri mümkün olmayacak derecede idi. Fakat erkekler için eğlenceleri açık
3- Pazar Gelin Alma Günüdür: Eskiden Köyde 4 tekerlekli arabaların olmadığı zamanlarda veya kışın karda sokakların kapalı olduğu vakitlerde gelin ata bindirilip getirilirmiş. Dört tekerli atlı arabalar çıkınca gelin ve düğüncüler bu arabalara bindirilerek getirilirdi ve bu çok uzun yıllar devam etti. Son yıllarda ile otomobil, minibüs ve traktörlerin katılımı ile yapılmaktadır. Pazar ünü düğüne katılması istenilen araç sahiplerine mutlaka yemek verilir. Genelde öğleden sonra büyük bir katılımla gelin almaya gidilir, gelin araca bindirilince köyün içinden geçen çay boyunca uzunca yerleşime sahip köyün içinden geçerken düğün sahipleri hakla şekerler saçarlar ve gelin damat evine indirilir. Düğünde damadın yanında genelde biri evli biri bekâr olan iki sağdıç olur. Damadın korunmasından ve düğünün düzeninden belli bir seviyede bunlarda sorumlu olurlar. Bu gün her üçü de yatsı namazında camiye giderler namazdan sonra gelinin odası önünde imamın yaptığı dua ile damat gelin odasına girer. Şimdilerde terk edilse de önceleri yapılan zahmetli birazda ayıp olabilecek şu uygulama da vardı. Sabah namazı vaktinde gelin ve damat giyinirler ve yakın akrabayı güya uyandırıp, kaldırmak için akraba evlerini gezerlerdi. Bu yersiz adet çoktan terk edildi.
4- Pazartesi Erte günüdür: Bu gün de kız tarafı kadınlar toplanıp oğlan tarafı kadınları ile ERTE adıyla çalınıp oynanır ve eğlenilir. Düğünün devam ettiği dört gün boyunca kına günü ağırlıklı olmak üzere kazanlar ocaktan inmez ve yemek verilir. Bu ağır yoğun telaş içerisinde düğün sahiplerinin elbette stresleri artar, fakat bunu halka hiç hissettirmemeye çalışırlar.
ÜÇHÜYÜK KÖYÜNDE DİNİ BAYRAM ETKİNLİKLERİ
Türkiye'nin birçok köy ve kasabasında, bayramlarda kısmen birlikte yemek ikramı geleneği vardır fakat Üçhüyük köyündeki durum başka yerlere benzemez. Diğer yerlerde varlıklı olanlar veya bazı kimseler yemek hazırlatıp belli yerlerde komşularla birlikte yerler. Üçhüyük köyünde ise zengin-fakir herkes mutlaka yemek hazırlar ve herkes kendi evinde ikram eder.
Şöyle ki;
Köyün yerleşim durumu içerisinden akan çay boyunca çok uzuncadır. Köyün orta yerinde belli bir yer vaktiyle sınır kabul edilmiştir. Sabah Bayram namazını kılınca sınırın yukarısındakiler aşağısında kalan kısmın erkek ve kadınların tamamına evlerine yemeğe çağırırlar, her ev sahipleri yeterince insan bulamayacağı için 3-5 veya 6- 8 kişi rastgele kimi yakalayabilirse Bayram meydanından onları evine götürür. Tabi ki kadınlarda böyledir önce erkekler yemeklerini yerler sonrada kadınlara ikram edilir. Öğle namazına da yine herkes camiden ve Bayram alanından kaç kişi yakalayabilirse evine götürür sabah ki gibi ikramlar yapılır. Bazı komşular adam yakalayamadığı için yemekleri kalırdı. Bunun da çaresini buldular ve yemek ikramı işini bayramdan iki gün önce başlatıp iki gün sonraya kadar devam ettiriyorlar.
Şu kolektif hareket yemek ikramına herkesin katılması kadar toplumu kaynaştırıcı sevdirici başka bir hareket göstermek zordur. İşte vaktiyle bu geleneği koyup sürdüren atalarımıza ve onun nesline imrenmemek elde değildir. Her şeyin maddi ile olacağına inanılan zamanımızda büyüklerimizi bir kere daha rahmetle anıyoruz.
ÜÇHÜYÜK KÖYÜNDE HIDIRELLEZ ETKİNLİKLERİ
Hatırladığım kadarı ile 60 ila 70 sene öncesinde köyümüzde hıdrellez şenlikleri şöyle kutlanırdı.
Otlardan "labada" familyasından çok geniş yapraklı olarak yetişen otun yapraklarını sapı ile birlikte toplar, bir çocuğa tepeden tırnağa örtecek şekilde bir gün önce ipe dizer hazırlık yapılırdı. Gurupta gelin diye sepilen çocuğu bu otlarla kapatır gezerken dahi bu gelin tanınmazdı. Bazı evlerden bu gelinin üzerine maşrapa ile su atıldığı için bu görev riski taşıması nedeniyle en sonunda bahşiş paylaşmasında bu geline fazla pay verilirdi. Guruplar genelde oğlan çocuklarından olmakla birlikte azda olsa kızlarda gurup kurar yakın mesafedeki evleri dolaşırlardı oğlanların gurupları genelde bütün evlerin kapılarına varırlardı. Hıdrellez günü guruplar ellerinde kap ve kovalar olarak erkenden evlerin kapılarına varır koro halinde maniler söylerlerdi. Örneğin bir kıta mani şöyledir.
"Yağmur yağmur yaş ister
Gökten rahmet ister
Arabalarda çamur
Teknelerde hamur
Yağdır Allah'ım yağdır.
Bişi bişi Ebemin kovuk dişi
Verene çalgı taşı
Vermeyene sapan taşı" gibi maniler.
Evlerden bulgur, yağ, yumurta gibi şeyler verilir bazı evlerden de tepeden maşrapa ile gelin üzerine su serpilir gelin ıslanırdı yazık. Köyü dolaşma sona erince bulgur bakkallara satılır parası pay edilir yumurtalar da uygun bir evde yağda pişirilir, hep beraber yerlerdi.
Özellikle delikanlı kızlar ve gelinlerde;
İki katlı yüksek evlerin kiriş uçlarına bağladıkları birbirine eklenmiş uzun urganlarla salıngaç kurar binenleri yükseklere çıkaran iki kişinin iki taraftan tuttuğu yardımcı iple yükseklere (ki 8-10 metre olabilir) sallar sevdiği oğlanın adını veya özel bir şeyleri söyletinceye kadar onu salıncaktan indirmezler, oda söylemeye mecbur kalırdı. Sadece kadınlar olurdu burada.
Diğer taraftan kazanvari kaplarda buğday gölleleri kaynatılır hep beraber gölle yenilirdi. Bakkaldan çerezin alıp yenilmesi o günün ekonomik durumu müsait değildi.
Delikanlılarda kendi aralarında eğlentiler yaparlar kadınların gönderdiği gölleden olarda nasibini alırlardı. Son yıllarda ise çocukların "Gelin" olmadan guruplarla kapıları dolaşmaları hala devam ediyor. Fakat evlerden verilen hediyeler ortak olmuyor, her çocuk kendi kabını kendisi taşıyor ve toplanan hediye kendisinin oluyor. Kolektiflik ve paylaşmayı kaldıran bu durum YOZLAŞMADIR. Bu yozlaşmanın düzelmesi için muhtarlı vs. kimse Müdahale etmiyor.
Yine son yıllarda gölle kaynatılması devam etmekle birlikte arzu edenlerin katkısı ile birlikte Tavuk eti dâhil en az 4-5 çeşit yemekler yapılmakta mahallelerde çoğunlukla çocuklar ve kadınlar olmak üzere erkeklerde ayrı sofralarda yemek ikramları yapılıp salıngaç dâhil çeşitli eğlentiler yapılmaktadır.
Ancak günümüzde Televizyonlar dâhil çeşitli eğlentiler yaygın olduğu için eski yıllardaki heyecan ve coşkuyu bulmak mümkün olmuyor.
ÜÇHÜYÜK KÖYÜNDE İLİM VE KÜLTÜR YUVALARI
Eski adıyla Akait yeni adıyla Üçhüyük olan bu köyde ilim yuvası olarak İlk Okulu kültür yuvası olarak da köy odalarını ele alacak iki başlıkta özetlenecek olursa.
Üçhüyük Köyü İlkokul Tahsili ve Binası: 1929'lu yıllara kadar ilk tahsile mekân olan okul, köyde merkez caminin avlusunda şimdiki şadırvanın olduğu yerlerde yapılmış iki katlı ahşap küçük sayılan bina idi.
Bu arada köyün yığma tepesi olan, CAMİÖNÜ denilen yüksek yerde yapılacak okul binasının taşlarının taşınması, okul binası inşaatına lazım olacak kirecin, dağ eteğinden kağnılarla taşınarak getirilen taşların büyük ve derin çukurlarda yakılan ateşlerde kirece dönüştürülmesi, işçilik ve çalışanların yeme içme yatma ihtiyaç ve giderlerinin fakir köy halkınca karşılanması gibi ağır mükellefiyetlerle, Alman mimari tarzında çok yüksek tavanlı çatılı 2 sınıfla öğretmen odasına sahip o ihtişamlı okul binası yapılmıştı.
Takriben 1939'lu yıllarda falan köyün çocukları il tahsillerini bu okulda görmeye başladılar köydeki ilk tahsil başlangıç da üçüncü sınıfta son bulurken daha sonraları beşinci sınıfa yükseltilmiştir. Okullarda erkek çocuklar devam ederken kız çocuklarına evde çeşitli işlerde çalıştırma birde kız çocuğu olursa ileride oğlanlara mektup yazar gibi cahilane bahanelerle babalar kız çocuklarını okula göndermemekte uzun yıllar direttiler. Sonraları yavaş yavaş kız çocukları da okumaya başladı (o yıllarda köyler sosyal yönden çok çok gerideydiler Askerlik dışında köyün dışındaki aleme yabancıydılar. Dört tekerli at arabaları elektrik, radyo, hat telefon gibi araçlar yoktu. Aydınlatma için kullanılan kandillere gazyağı bile bulunmaz, kandillerde haşhaş yağı kullanılırdı, yakılırdı.
Şimdilerde taş duvarları ayakta kalan bu okul hem ısıtılamadığı hem de sınıf bakımından ihtiyaca cevap vermediği için Milli Eğitim Bakanlığınca köyü Meşhur "Vakıf Harmanı" denilen alana takriben 1980 yıllarında yeni bir ilkokul binası yapıldı ve köyde tedrisat bu okulda yapılmaktadır. Vakıf harmanı denilen bu yere daha sonra Muhtarlık, Köy odası, Köy Sağlık evi, İmam lojmanı, Cenaze aracı yeri ve yeni yapılacak sağlık binası ihalesi yapılmış durumda.
ÜÇHÜYÜK KÖYÜNDE KÖY ODALARINDA SIRA YARENLERİ
50 yıldır Akşehir'de kutlanan Nasrettin Hoca Festivallerinde Akşehir folkloru arasında Sıra yarenleri eğlenceleri de gösterilir.
Üçhüyük köyünde odaların ikisinde üçünde falan kış aylarında sıra yarenleri tertip edilirdi. Üyelerin yaşları birbirine yakın olurdu kış mevsiminin günleri bu üyeler bölünür, her üye kendisine düşen günde odanın ısıtılmasından, temizliğinden, çay ve yemek ikramı gibi görevlerden ciddi şekilde sorumlu olurdu.
Nöbet günlerinin birisinde hafif ikramlar, birisinde de o güne göre köy tavuğu eti dâhil mükellef yemek ziyafeti nöbeti olan üye tarafından yerine getirilirdi.
Sıra yarenlerinde çok ciddi hatta dayanılması güç disiplin ve bunu uymayanlar için cezalar uygulanırdı. Sabah namazında her üye mutlaka camiye gelecek, namazdan sonra odadaki çak ikramına katılacaktı. Saban namazına gelmeyen üyenin evine ince saz eşliğinde bir ekip gönderilir, evinden alınarak bir eşeğe ters bindirilip odaya getirilir ve ona ceza verilirdi. Bu ceza bazen üyenin elbisesi ile birlikte çeşme yanına götürülür ve çeşmenin su dolu havuzuna yatırılıp ıslatıldıktan sonra acele odaya getirilir daha önce şiddetli yakılmış sobanın başında evinden getirilen çamaşır ve elbiseleri değiştirilirdi böylece hasta olmamasına çalışılırdı.
Odada haftanın günlerinde çeşitli görevler yapılır ve yaptırılırdı. Bazı geceler din dersi okunur, bazı geceler müzik çalınarak çeşitli oyunlarla eğlenilirdi. Odada herkes istediği gibi oturup yan gelemezdi odada disiplinin sağlanması için çeşitli birimler kurulur ceza infazı için hâkim heyeti gibi unsulara varıncaya kadar teşkilatlanma yapılırdı.
Sıra yareni kurulmuş olan odalar arasında şiddetli bir rekabet duygusu olurdu yarenler bir düzen içinde diğer odaları ziyarete giderlerdi. Bazen de bir odanın üyeleri bir hayvan ölüsünü veya sevilmeyen bir şey diğer odanın giriş kapısına takarlardı. Bu ve benzeri şeyleri yapanlar yakalanırsa karşı oda üyelerince çok şiddetli veya pahalı cezalara çarptırılırlardı, ama yakalanmazlarsa takılan oda için çok utanç verici bir durum olurdu.
Sıra yarenlerindeki düzen ve disiplin gençlerde olumlu yönde bir eğitim sayılırdı. Ben bukadarını aktarabildim.
ÜÇHÜYÜK KÖYÜNDE SOSYAL VE EKONOMİK DURUM
SOSYAL VE EKONOMİK DURUMDAN BAZI PASAJLAR
Zaman 1940'lı yıllar 2. Dünya Savaşı dünyayı kasıp kavuruyor. Savaş olmasa dahi tamamen kuru tarıma bağlı köyümüz halkı çok fakirdir. Yeraltı yerüstü sulaması mümkün değil fenni gübreleme hayalden bile geçmiyor. Çiftçilik tamamen karasabanla yapılıyor. Bazıların çift süreceği öküzün birisi bile bulunmadığı için onun yerine ya eşeğini boyunduruğa koşmakta veya varsa sütünü sağdığı ineğini öküzüne eş ederek tarlayı sürmeğe çalışmaktadır. Çok sonraları demir pulluk çıkmıştır ama onu da atlarla ziraat yapanlar kullanmaktadır.
Böyle bir ziraatın sonucu büyüyen ekin çok cılız başaklar zayıf pıtırak ve diğer tiken ve otlar arasından toplanan ekin saplarının verimi çok zayıf ve kıt olurdu. Akarsu olmayan köyde sebze meyve de olmazdı. Kuyulardan ve su hendeklerinden el kovası ile taşınan sulanan sebzeler ancak ağustos ayı sonlarında doğru cılız ürünlerini verirdi. O tarihlere kadar köy halkı sebze yemeği yapmazdı köyde meyvecilik bilinmezdi çünkü su yoktu.
Yaz ve kış ayları dâhil demirbaş yemek bulgur pilavı ve una dayalı bir kaç yemek çeşidi olurdu. Bazı aileler yazın kurutabildiği sebze kurularından yemek yaparlardı, bu tip yemekler et yemeği gibi kabul edilirdi.
Pek çok komşunun ilkbaharda yiyeceği ekmeği unu biten eline olan diğer bazı komşulara boyun büker harman mevsimine kadar birazcık buğday veya arpayı ödünç alıp ekmek yapardı.
Perşembe günleri pazarın durduğu Akşehir e gidebilenler çoğunlukla merkebine binerek 15 Kilometre yol teper. Pazardan alabildiği ve ihtiyaçları ekeriyetle tuz, sabun, sabun yerine çamaşır kili bazılarıda1-2 kilo havuç, kırık leblebi çerezle dönerlerdi sigara tiryakileri en ucuz olan köylü sigarasını içer bakkaldan alırken de bir paket almaz 5 tane 10 tane gibi parça sigara alırlar içerken de sigarayı ikiye bölerek iki defada içerlerdi.
Halk çerezini kendi ürününden üretirdi mecburen. Pelit ağacının meyvelerini sonbaharda toplar toprağa gömer kışın topraktan çıkarır yanan sobanın üzerinde ısınıp yarılıncaya kadar bekletir, pişenleri sobadan indirir soğuyunca onu Kestane kebap yerine yerlerdi.
Bakla, Mısır ve buğdaydan gölleler pişirilir, çerez yerine onu yer ve misafirlere ikram ederlerdi. Nohut ve mısırdan yapılan kavurgalar ve patlaklarda böyleydi.
ÜÇHÜYÜK KÖYÜNDE GİYİM KUŞAM
Bilinen şekliyle ceket ve palto kullanılmazdı çünkü pahalı olduğu için alınamazdı. Bulabilenler ceketin altına beline kuşak sararlardı. Mintanlar Sümerbank'ın dokuduğu ucuz kumaşlardan dikilirdi, bir kısım fakirler terziye dikiş ücreti veremeyeceği için eli yakışan bir hanım biçer ve mintan elde dikilip giydirilirdi.
Erkek ve kız çocukları ilkokul çağına kadar pantolon veya don bilmez ve giymezlerdi ev halkının kendine özel içine su almayan bir ayakkabısı olmazdı içine su almayan 1-2 çift lastik ayakkabı alınır daha çok ıslak havalarda nöbetle bunlar giyilirdi.
Yaz aylarında yetişkin çocuklar ve bir kısım kadınlar hep çıplak ayakla çalışır ve işlerini görürlerdi. Köy halkı büyük çoğunlukla böylesine yoksuldu.
ÜÇHÜYÜK KÖYÜNDE ISINMA DURUMU
Pek çok evde teneke saçtan yapılma soba bile bulunmazdı. Evlerde genişçe bırakılan ocakta yakılan ateş üzerinde üçayaklı sayacak konur onun üzerine konulan tava veya tencerede yemek yapılır. İnsanların ısınmasında; ocağa konulan meyve veya varsa meşe kütüğü veya dallarının ateşinin yaydığı ısı ile ocağın etrafına toplanılarak sadece ön tarafları biraz ısınırdı.
Kandile konulan haşhaş yağının kokusu bacadan yukarı çıkıp, evi kokutmasın diye Işık kandili baça içine asılırdı, ışığı da çok cılız olurdu. O evde öğrenci var ise akşam derse çalışması imkânsızdı. Çünkü kitap okuyacak veya yazdığı yazıyı görebilecek kadar ışık yoktur.
Ucuz olmasına rağmen her evde kibrit bile bulunmazdı komşular birbirinden ateş isterlerdi at ve eşek gübresi samanla karıştırılır ve buna kön denilirdi. Geniş olan ocağın içine bu könden bir kalbur dökülür arasına da küçük bir ateş koru bırakılır, o kön o ateşi hiç söndürmez içinden içinden çok yavaşça yanardı, Bu ateş 24 saat falan böyle sönmeden dururdu. İşte ateş istemeye gelen komşunun getirdiği teneke parçasının üzerine ocaktaki bu könden bir miktar konur, oda alıp evine gider ve ocağındaki kön ile ateşini üretir, devam ettirirdi.
O devirde aba kalın kumaştan takım elbise dikmek veya palto giymek adı belli varlıklı zenginlerin işiydi. Soğuk havalarda dışarıda durma zorunda olan fakirlerin devamlı içleri titremekteydi. Ocaklarda şayet varsa sobalarda yakabilecek en bol yakacak hayvan gübresinden üretilen tezeklerdir.
Bu anlatılanlar geçmiş asırlarda değil 20. asrın yarısında yaşanmış durumlardır. Bu manzaralar Güney Afrika'nın meşhur masai kabilesinde o bölgede değil Anadolu'nun göbeğindeki gerçeklerdir. Bu günün henüz fidan gençlerine bunlar masal veya hayal gibi gelebilir. Çünkü onların yaşadığı günümüzde ithal tekniğin yardımı ile de olsa her olanak akla sığmayacak kadar ilerleme olmuş, öyle ki yurdumuzun azda olsa bazı yörelerinde ileri ülkelerdeki hayat standartlarına yaklaşan zenginlikler imkanlar görülmeye başlamıştır.
Karamsarlık duygusu yaymaksızın çocukluk zamanımdaki yaşamlardan bazı noktaları özetlemeye çalıştım. Bunda amacım ise o zorlukları göğüs gererek, yaşam güçlüklerine katlanarak bir yandan vatanın birliği bütünlüğü için cepheden cepheye koşan, bir yandan da kadınıyla erkeğiyle arkada hayırlı bir nesil bırakmayı hedef alan babalarımıza, annelerimizin, dedelerimizin, ninelerimizin hayırlarla şükranlarla anılmasını sağlamak, onların sel gibi alın terlerini döktükleri aile ocaklarına köylere kentlere bağlılığı artırmaktır.
İşte bu amaca yönelik olarak İzmir'de hemşerimiz Mali Müşavir Murat Kaya'nın önderliğindeki bu ekibe şükranlarımı sunar, diğer hemşerilerimizin de bu hizmet kervanına katılmalarını beklemekteyim. İlerlemiş yaşıma, rahatsızlıklarıma rağmen el yazısı ile yazdığım 19 sayfalık çeşitli bilgileri içeren bu bilgi notlarım, Üçhüyük köyüne ait internet sayfasında yayınlanır ümidi ile çalışanlara ve okuyanlara selam ve saygılarımı sunarım.
Üçhüyük Köyünden
Emekli Müftü
Hacı Hafız Tahsin ÇALIŞIR
Düzenleyen ve Yayınlayan
Seydi Mahmut DÜZGÜN
Emekli Müftü Tahsin Tural ÇALIŞIR Hakkındaki Yazıya ulaşmak için tıklayınız >>>>